Patron Odaklı Şirketler Neden Büyüyemez?
Bir fikir aklınıza gelir ya da sektörde gördüğünüz bir eksiklik nedeniyle yeni bir proje üretirsiniz. Bazen bu proje somut bir üretim mamulü olur, bazen de dijital bir ürün ya da yazılım olabilir. Fikrin gücü, pazardaki ihtiyaca denk gelmesi ve zamanlaması çoğu zaman sizi motive eder.
Üretilen bu ürün için ilk yapmanız gereken işlem; bir şirket kurmak, ürünü üretmek ve satışa başlamaktır. Buraya kadar her şey yolunda gider. İşler güzel olur, satış hacminiz artmaya başlar ve para kazanmaya başlarsınız. Hatta çoğu girişimci için bu dönem, başarı hissinin en yoğun yaşandığı dönemdir.
Ancak işin asıl zor kısmı tam da burada başlar.
Daha çok büyümek için kadro genişletilir, departman müdürleri alınır ve KURUMSALLIK yoluna çıkıldığı düşünülür. Oysa bu noktada yapılan en büyük hatalardan biri; PATRON ŞİRKETİ olgusundan gerçekten kurtulmadan, sadece tabelada ya da organizasyon şemasında kurumsal olunabileceğine inanılmasıdır.
Gerçek kurumsallık; ünvan vermekle, departman açmakla ya da kartvizit bastırmakla olmaz. Kurumsallık; yetki devri, hesap verebilirlik ve profesyonel yönetim anlayışı gerektirir.
Lakin işte tam bu esnada patronların en çok yaptığı hatalardan biri devreye girer: CEO konumuna kendilerinin geçmesi.
Patron, çoğu zaman tecrübesinin yeterli olmadığını fark eder. Bu farkındalıkla birlikte seminerlere gider, kitaplar okur, birkaç kongreye katılır, hatta zamanla konuşmacı bile olur. Bir süre sonra dışarıdan bakıldığında vizyoner, bilgili ve sektörün içinden biri gibi görünmeye başlar.
Ancak fark edemediği çok kritik bir gerçek vardır:
En büyük zararı şirketine, iyi niyetle ama yanlış şekilde kendisi vermektedir.
Bir noktadan sonra o patron; her şeyi bilen, her konuda fikir beyan eden, sektörün duayeni gibi konuşan bir profile bürünür. Oysa profesyonel yöneticilik; her şeyi bilmek değil, doğru kişilere doğru alanları teslim edebilmektir.
Kendini Kurumsal Zanneden Patron Şirketleri
Kendini kurumsal zanneden ama özünde patron şirketi olan yapılar, kimsenin fikrine ve düşüncesine önem vermez. Sürekli olarak “benim bildiğim en doğrudur” söylemi hâkim olur. Bu yaklaşım zamanla şirket içinde ciddi sorunlara yol açar.
Şirkette ayrılışlar başlar, yeni personeller gelir, kısa süre sonra onlar da ayrılır. Böylece ciddi bir personel sirkülasyonu oluşur. Bu sirkülasyon sadece insan kaynağını değil; bilgi birikimini, müşteri ilişkilerini ve operasyonel sürekliliği de zedeler.
Patron, bu durumu yönetmek yerine çoğu zaman farklı bir yola girer. Personeline kendisini iyi bir yönetici gibi anlatmak için iç PR çalışmaları yapar. Toplantılar düzenler, motivasyon konuşmaları yapar, kendini anlatır.
Oysa asıl önemli olan; markanın ve şirketin dış PR çalışmasıdır. İçeride anlatılan başarı hikâyeleri, dışarıda karşılık bulmadığı sürece şirketin büyümesine katkı sağlamaz. Ne yazık ki bu tür patron şirketleri, dış PR konusunda güçlü ve stratejik adımlar atamaz.
Yanlış Büyüme Algısı ve Kaçınılmaz Son
Bu şirketler ve patroncukları, maalesef iyi satış yapsalar bile yıllık yüksek büyüme oranları yakalayamazlar. Büyük sıçramalar yerine küçük büyümelerle kendilerini avuturlar.
Olması gereken büyüme hedefleri; yanlış alınan kararlar, hatalı anlaşmalar ve kişisel egolar nedeniyle sürekli aşağı çekilir. Bir süre sonra şirket yatırımcı arayışına girer. Ancak bu arayış da çoğu zaman plansızdır. Doğru olmayan yatırımcılarla kol kola girilir ve şirket daha da kırılgan bir yapıya bürünür.
Sonuçta kaçınılmaz sona katlanmak zorunda kalırlar.
Oysa yapılması gereken oldukça nettir:
Sürekli dışarıdan danışman almak, geçici çözümler üretmek ya da yanlış ortaklıklar kurmak yerine; şirketin başına gerçek anlamda profesyonel bir CEO transferi yapmak.
Bu adım atılmadığı sürece, son her zaman kaçınılmaz olacaktır.
Maaş Korkusu ve Ego Tuzağı
Bu noktada yine son söz patrondan geçer. Peki neden?
Çünkü çoğu patron, kendisinden daha yüksek maaş alacak bir yönetici istemez. Yıl sonunda şirketin büyümesini, alacağı ortaklık payını ve uzun vadeli kazanımları; ödeyeceği yüksek maaşla kıyaslar ve bu kıyaslama genellikle yanlış sonuçlanır.
Bu çıkmazın ardından bazı patronlar, çözümü kamu ile ya da hükümetle yakınlaşmakta arar. Ancak bu ilişkileri de doğru yönetemezler. Sonuçta hükümetin içindeki bazı çıkar odaklarının, tabiri caizse “kan emicilerin” oltasına takılırlar.
İşte o zaman son, çok daha hızlı gelmeye başlar.
Ne Yapılmalıdır?
Bu noktada sorulması gereken en doğru soru şudur: Ne yapılmalıdır?
İlk ve en önemli adım; alanında uzman, profesyonel bir CEO görevlendirmesi yapmaktır.
Sonrasında, bir önceki makalemde de belirttiğim gibi, departmanların iç işleyişinde köklü değişiklikler yapılmalıdır. Yetki ve sorumluluklar netleşmeli, performans ölçümleri şeffaf hâle gelmelidir.
Sonrası zaten çorap söküğü gibi gelecektir.
Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur:
Markanız sizin rakibiniz değildir.
Markanız ve şirketiniz sizin öz sermayenizdir ve onu en iyi şekilde temsil edecek, yönetecek ve büyütecek uzmanlara ihtiyacınız vardır.
Küresel Firmalardan Bir Örnek
Geçmiş yıllarda bir uzmanla tanışmıştım; ismi bende kalsın. Kendisi, küresel ölçekte faaliyet gösteren firmalar için CEO görevlendirmeleri yapan bir İK danışmanıydı. Türkiye’de faaliyet gösteren şirketler için CEO adaylarını buluyor, görüşmeleri yapıyor ve sonunda tek bir isim üzerinde karar veriyordu.
Bu danışmanlık hizmetinin bedeli ise oldukça çarpıcıydı:
Görevlendirilen CEO’nun ilk aylık maaşı, danışmanlık hizmet bedeli olarak alınıyordu.
Peki bu küresel firmalar hata mı yapıyordu?
Elbette hayır.
Çünkü onlar biliyordu ki büyümek; ilk olarak patronculuğu bırakmak, kendini PR malzemesi yapmayı bırakmak ve markası ile şirketinin gerçek PR çalışmasını yapmakla mümkündür.
Hadi şimdi, ülkece patron şirketlerinin yok olmasına ve gerçek anlamda kurumsal firmalara dönüşmesine bir alkış alalım.
Bir sonraki makalede “Şirketiniz Büyüyor mu, Şişiyor mu?” konusuna geçelim.
Güzel günleriniz olsun.

