Köle Mantığının Yerleştiği Ülke Türkiye’nin Gerçekleri: Bir Eğitim Hikayesi
Köle Mantığının Yerleştiği Ülke Türkiye’nin Gerçekleri: Bir Eğitim Hikayesi
Türkiye’de çalışma hayatı, pek çok kişi için karmaşık ve adaletsiz bir tabloyu gözler önüne seriyor. Genellikle, Avrupa ve Amerika’nın modern çalışma standartlarına özenme çağrıları yaparken, maaşların ve çalışma koşullarının Afrika ya da Afganistan standartlarına yakın olduğu bir çelişkiyle karşılaşıyoruz. Bu durum, yalnızca bir ülkenin ekonomik yapısının yansıması değil, aynı zamanda bir zihniyet sorununun da işareti olabilir.
Bu hikaye, bir bireyin bu sistemin içinde nasıl yer aldığını, bu çelişkilerle nasıl başa çıktığını ve nihayetinde nasıl kendini bulduğunu anlatıyor.
İçinde bulunduğumuz bu sistemde, çalışanlar sıkça Avrupa ve Amerika’nın çalışma standartlarını örnek almamız gerektiğini duyar. Ancak maaşlar söz konusu olduğunda, çoğu zaman Afrika veya Afganistan’daki çalışma koşullarıyla karşılaştırılır. Bu çelişki, birçok profesyonelin ve çalışanın moralini bozmakta, iş güvencesini tehdit etmektedir.
Benim adım [Adınızı Ekleyin], mesleğim ITCE (Information Technology Computing Engineer), yani Bilgi Teknolojileri ve Hesaplama Mühendisliği. Bu alandaki 28 yıllık deneyimim ve bilgi birikimim dünya genelinde 5.000 ile 8.000 USD arasında bir maaş aralığıyla karşılık bulmaktadır. Ancak Türkiye’de, bu rakamlar genellikle 1.000 ile 1.500 USD arasında kalmaktadır. Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek isterim: Hatalı olan bizler değiliz. İstisnalar hariç, işverenler ve onların yanlısı olan müdürler değil; aslında sorunun kaynağı, sistemin kendisidir.
Eğer maaş skalamızı, belirli bir seviyenin altına çekilmemesi gereken bir standart haline getirebilirsek, sendikalar ve benzeri topluluklar kurarak bu standartları savunabilirsek, işverenler de daha adil bir maaş politikası uygulamak zorunda kalacaklardır. Bu durumda, işverenlerin elde ettikleri yüksek gelirlerin bir kısmı, ülkemize döviz kazandırarak ekonomimizi güçlendirebilir.
Bu yolculuğun başlangıcında kaybetmenin ne demek olduğunu ve bu durum karşısında nasıl dirayetli kalınacağını anlamamız gerekiyor. Kaybetmek, hem maddi hem de manevi olarak bize pek çok şey öğretir. İşte bu hikaye de kaybetmenin ve yeniden doğmanın öyküsüdür.
2018 yılında tüm birikimlerimi bir gecede kaybettim. Hayatımın her alanında sıfır noktasına geldim. Bu süreç, bana kaybetmenin derin anlamını ve nasıl yeniden başlamam gerektiğini öğretti. Psikolojik olarak güçlü bir insan haline geldim. Yeniden doğmak için uzun bir süre mücadele ettim, kendimi geliştirdim ve yeniden inşa ettim.
2021 yılında, birikimlerimi kullanarak İstanbul’u terk ettim ve Malatya iline yerleştim. Burada şirketlerimi ve dükkanlarımı açtım. Ancak 2023 yılında meydana gelen büyük depremin sabahında, tüm mal varlığımı kaybettim. Bu felaketin ardından, sadece bankada kalan 30.000 USD’yi depremzedelere yardım olarak verdim.
2023 Haziran ayında Malatya’dan İstanbul’a döndüğümde, 9 milyon TL borçla karşı karşıya kaldım. Ancak yılmadan, tüm borçlarımı 2024 Haziran ayına kadar kapattım. Nasıl mı yaptım? Danışmanlık ve destek isteyen herkese belirlediğim fiyatları kabul ettirdim. Fiyatımı kabul edenler, aldıkları hizmetlerin karşılığını gördü. Daha ucuza yapılabileceğini düşünenler, sonunda daha büyük maliyetler yaşayıp tekrar bana başvurdular. Bu süreçte, hem kendimi hem de profesyonel becerilerimi geliştirdim.
Şu an bir evim yok, sırt çantamla dünyayı gezmekteyim ve birkaç kuruma danışmanlık yapıyorum. Ayrıca bir devlet kurumunda direkt olarak çalışıyorum. Bu süreçte kazandığım tek şey, kendimi bulmak oldu. Kendini tanımanın ve güçlü kalmanın, yaşadığımız zorlukların üstesinden gelmekte ne kadar etkili olduğunu öğrendim.
Sonuç olarak, köleleşmemek için mücadele ederken, yaşadığımız zorlukları birer öğrenme fırsatı olarak görmeliyiz. Kendi değerimizi anlamak, bu değerleri savunmak ve adil bir çalışma ortamı sağlamak için çabalamalıyız. Ve unutmayın, kaybetmek ve yeniden başlamak, aslında bizi daha güçlü ve daha bilge yapar.

